alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2010

Nefret Ediyorum Öyleyse Ne Olduk Şimdi?


(Anka kuşu diyor ki "Sinirimi o kadar çok bozdunuz ki,bu konuda bir blog yazısı yazmak için ateşlerden yeniden doğmak zorunda kaldım." Öf bu türkçeye çevirince hiç bir şeye de benzemedi yahu.Aman neyse.)


Bilmiyorum farkında mısınız ama son zamanlarda etrafta neleri sevdiğinden çok nelerden nefret ettiklerini beyan eden insanlar çoğaldı.Yeni moda nefret etmek.
Artık "Evreni seviyorum,herkesi olduğu gibi kabul ediyorum.Sevgi,içimizde!" anlayışı yerini "Ne olursan ol gel diyemem,Mevlana değilim ben çekil git yanımdan ya.Ölsen umurumda olmaz" anlayışına bırakmaya hazırlanıyor.

01 Mart 2010

Böyle Moda Olmaz Olsun

Modayı severim, Fashion TV ye denk geldiğimde kızların ne kadar ince olduğuna ve asla öyle olamayacağıma değil kıyafetlere bakarım,bloglardan yeni tarzları takip ederim,Alexander McQueen'in(Allah rahmet eylesin) bir moda dahisi olduğuna inanırdım,bazı klasik parçalara taparım(misal Louboutin'in kırmızı tabanları).
İnsanların "Moda işte ehöh.." diye abuk subuk şeyler giymesine de bir raddeye kadar kendini ifade etmek,değişik kombinler yaratmak,hatta "kültür vasıtasıyla ulaşmak ve çeşitliliği kutlamak" diyerek katlanırım,desteklerim.
Yer yer ben de mütevazi ve manyağı bol İzmir'imde saçmalıkla güzel kombini ayıran çizgiyi bol bol esnete esnete bir şeyler giyer çıkarım.

Dolayısıyla ben giyim konusunda fazlaca ilgili,fazlaca hoşgörülü bir insanım.
(Koca poposuna bakmadan tayt giyenler,taytın üzerinden selülitleri filan belli olanlar,sağından solundan yağlarını pörtlete pörtlete cart renklerde sıkı,abuk sabuk şeyler giyenler hariç tabii...Çeşitliliği kutlamak bir yere kadar)

Ama soruyorum size
"Bu...Bu nedir bu?"
O amcanın kafasındaki şey...Şey diil mi o şey?
Ben mi fesadım yoksa?

Not:Bu foto postmodernism temalı bir fashion showa katılan kişilerden 2sinin fotoğrafıdır tarafımdan bir moda bloggerının blogundan alınmıştır ve bence "postmodern fashion" diye geçinen herkes bu şekildeyse eğer,post modernizm'in b.ku çıkmış durumdadır afedersiniz.

28 Şubat 2010

Ve Tanrı Erkeği Yarattı...



"Mehmet Günsur’lardan daha çok olsun bu ülkede... Amin!"
(Aslen Ayşe Arman'ın lafı ama katılmamak pek elde değil.)


Bugün kahvaltımı yaparken gazetede gördüm bu güzel röportajı.Ayşe Arman gitmiş Mehmet Günsur'la röportaj yapmış.Okuduğum kadarıyla Mehmet Bey(ya da kendi deyimiyle Memo) baya "dolu" diye tabir ettiğimiz insanlardan.Zeki,başarılı,fikirleri akılcı.

Bana sorarsanız Johnny Depp'ten bile daha seksi.
(Evet bu benden gelebilecek büyük bir iltifattır.)

"Yakışıklı değil ama sempatik" ile "Yakışıklı ama soğuk nevale" erkeklerini kıskançlıktan çatlatacak kadar yakışıklı,çekici,sevimli,zeki,seksi,sıcak ve her ne kadar güzel iltifat varsa ondan işte.

Hatta röportajın fotoğraflarını gazeteyi bilimum kahvaltılıkların üzerinden haşır huşur açarak babama bile gösterdim.
Babam bile "Evet yakışıklı çocukmuş.İtalyanlara benziyor."dedi.
Ki, bu bir erkekle ilgili olarak babamdan alınabilecek en büyük iltifatlardandır.

Üstelik oyunculuğu da iyi.Üstelik bir de türk.
Maşallah.
*insert nazar boncuğu here*

Tanrı erkeği yaratmış,üstelik Türkiye sınırları içerisinde.Sonra da gitmiş bir İtalyan'a yar etmiş.
Türk kızları pek farkına varamamış bu cevherin sanırım.Röportajda söylediği kadarıyla karısına deli gibi aşık,hatta Ayşe Arman'ın "Ona tamamen kendinizi teslim olmuş gibi mi hissediyorsunuz?" sorusuna "Hayır,hayır! Biz sarılmışız,onunla birlikte uçuyoruz.Hissettiğim bu..." diyebilecek kadar şairane ve romantik bir kişilik.

Hatta içimdeki romantik kız röportajı okurken "Adam gerçek olamayacak kadar mükemmel yahu!!" diyor.Ama onu susturuyorum.Çünkü Memo gerçekten de Disney filmlerindeki prensler gibi.

Ama kendisinin "Sahipli" olmasının yanı sıra bir de iki çocuğu var.
(Fotograftan hiç öyle göstermiyor di mi?)
Bu gerçekle ilgili olarak ilgili kendime hakim olamayıp
"vay anam vay neler dönmüş serhat ya" diyorum ve salyalarımı silip ortamdan uzaklaşıyorum.

Ayşe Arman'a katılıyorum bir de,
"Mehmet Günsur'lerden daha çok olsun bu ülkede...Amin!"
(En azından görsel zevkimiz için =) )




12 Temmuz 2009

Bir Pazar Sabahı ve Aşk' a dair bir yazı

Bu sabah olağandışı bir pazar sabahı değildi,uyandım yatağımı topladım ve ailemle Çeşme'de ikamet eden yazlıkçı ailelerin çoğu gibi yerlilerin öğle yemeklerini ısıttığı,salataların doğrandığı vakitte kahvaltıcıya gittik.
Orada yemeklerin gelmesini beklerken elime Vatan gazetesi geliverdi.Öylesine karıştırmaya başladım,ilgimi ne çekerse..İclal Aydın'ın "Hayat Güzeldir" isimli köşesinde yakında çıkaracağı kitabından alıntı yaptığı bir bölüm vardı.Alıntıyı çok beğendim ancak kitabın adından bahsetmemiş olduğu için buraya yazamıyorum.Tek bildiğim Temmuz sonu gibi Epsilon Yayınları'ndan çıkacağı.
O güzel alıntıyı üşenmeden bloguma geçirdim,aşağıda.Boldla yazılmış kısımlar yazarın kendisinin de köşesinde boldla yazdığı kısımlar.Değiştirmek istemedim.Tüm hakları kendisine ait elbette.

(...)
Aşk bazen hiç beklemediğin anda gelir.
Kaybolduğunu sandığın bir kalabalığın içinde seni gören bir çift gözle çıkıp gelir.Fark edilmiş olmanın mutluluğuyla.
Kısacık bir telefon mesajıyla gelir.Senin yerine yapılıvermiş küçücük bir şeyle gelir.
Bazen de küçük cümlelerin içine saklanarak gelir aşk.
Hiç umulmadık bir şekilde, pat diye çıkıp gelir.
Kalbin de, bedenin de hazırlıksızken gelir. Özensiz bir giysi vardır üzerinde ya da yağmurda ıslanmışsındır; tam da o gün garip bir tesadüf eseri tatlı bir tanışıklık yaşanır, sonra araya vakit girer, iş güç girer, dünya telaşı girer ama günün birinde başka bir yerde tekrar karşılaşırsınız. Belki sen hatırlamazsın ama o seni en çirkin halinle gördüğü halde unutmamıştır.Unutulmamış olmanın hazzıyla çıkıp gelir.
Bazen bir şarkıyla çıkıp gelir.Beklenmedik jestlerle ve ummadığın anda karşılaştığın şefkatle gelir.
İlle de bir beraberliğe dönüşmekte diretmeyerek gelir.Bilirsin, sana ilgi duyan birisi vardır ama dile dökmemiştir bunu; ne zaman karşılaşsanız aynı utangaçlıkla minicik bir şey yapar ve sen de kabul edersin; bu kabulleniş ona yeter ama seni de mutlu eder.Her defasında "Vay be! Hala devam ediyor demek ki, ne güzel" dersin.Evet, aşk bazen de böyle gelir.
Olasılıklarla, arzularla, geçmişinden duyduğun utanç ve gururla, yaralarınla ve umudunla, kahkahalarınla ve göz yaşlarınla, iyilikle ve kötülükle, hayata ve aşka karşı yeniden duymaya başladığın o büyük inançla ya da engellerle ve imkansızlıklarla çıkıp gelir...
(...)