23 Mart 2010

The Truman Show




The Truman Show filmini hepiniz bilirsiniz.
Bugünüm yer yer bana o filmdeymişim gibi hisler yaşattı.Sanki birileri benim başıma gelenleri,karşılaştığım kişileri vs. az çok kontrol ediyor ve günümün optimum güzellikte geçmesi için bir tuşa basmış gibiydi yani.

Önce saat 7 de çalan saatimin alarmına saat 8:30 da babamın kapımı çalarak beni uyandırması sonucu uyanarak güne başladım.Ardından anlamsız derecede coşkulu komşularımızla otoparkımızda bol gülüşmeli,el sallamalı filan bi günaydınlaşma süreci yaşadık.Metroya doğru arabayla ilerlerken telefonuma sabah dersinin iptal edildiğine dair bir mesaj geldi.Mutluluğumu tahmin edersiniz =)
Arabada da babamla bol kahkahalı,şarkı söylemeli pek eğlenceli bir yolculuk geçirdim metroya gelene kadar.Arabadan indiğimde hava serince ama güneşli ve bahar kokuları doluydu.

Metronun yanında konumlanmış ve ordan asla ayrılmayan sürekli yatay konumdaki tombik metro kedilerine "Günaydın metro kedileriiii" dedim cıvıl cıvıl.
-Allahım nerden geliyor bu anlamsız amerikan aile filmi klişesi havaları bana?-
ve o sırada metrodan yürüyen merdivenle çıkmakta olan bir bayan bana "Sana da günaydın kedilere günaydın diyen kız!!" dedi.Ona da günaydın diyip güle güle okula gittim.

Günüm çok ama çok güzel geçti,değişik hiç bir şey yapmamama rağmen =)
Ne diyeyim,hayırdır inşallah...Allah mutluluğumu bozmasın.
=)

15 Mart 2010

İnternetsiz Yaşam

Merhabalar,
Bir süredir yazamıyorum,çünkü izmirin ortasında,2 ayrı servis sağlayıcıya ait modemlerimi dizi dizi dizmişken ve biri 10mbps diğeri 8mbps iken yaklaşık 1 aydır ne yazık ki internetim yok.

Superonline'a kısa ve net bi biçimde,"Yerden göğe kadar size girsin." derken,TTNet'e daha bir sevgiyle yaklaşıyorum,en azından verdikleri modem wireless olmasına ve wireless kısmın "limited connectivity" zırvalarına rağmen ethernet kablosuyla beni internetle buluşturabildi.

Gerçi bilgisayarı kucağıma alıp antrede nete ne kadar uzun süre bağlanabilirim bilmiyorum ama...

Her neyse...

Bu bir internet-bağımlısının internetsizlikle imtihanıdır.
"Confessions of a Netholic"de diyebilirsiniz tabii...

Öncelikle ben bir bilgisayar mühendisi adayıyım ve bilimum ödev vs. yapılması gerektiğinde bazen bilisayarımın nete bağlanması bile bana yetmiyor.İstiyorum ki kıçıma başıma wireless modem kartı takayım,direk bana bağlansın net,bilgisayarla uğraşmıyım hiç.Düşünce hızımla makale(essay) ve bilimum power point sunuları yazma hızım bir olsun.Güzel olurdu...Tabii bu "beterin beteri" olan 1 aylık yokluktan önceydi.Şimdi internete girebilmek için okula gitmek ve bağlantısı olan bilgisayarlara sahip 2 sınıfın kapılarının kitli olmamasını ve ders olmamasını dilemek zorundayım.

Onun dışında farkettim ki özel hayatımda herşey internetle yürüyormuş.
Mesela son 1 aydır bayağı bir yalnız kaldım.Ana nedeni arkadaşlarımın genelde "Remote Friend"
(remote friend fiziksel olarak orda var olmayan,bilimum teknolojik aygıtlarla ulaşabildiğiniz insanlar.Bir anlamda çok gelişmiş bot bile olabilirler =) ) olması.MSN,fbook,twitter dışında pek iletişim kurmayan kişileriz biz.
Gerçi 1 ay öncesine kadar saatlerce tek bi msn penceresinde muhabbet bitemiyordu ama...
Ah neyse...

Tabii aynı şekilde bilimum sosyal olaylara ve insan içine de karışmam zorlaştı.Çünkü ne yazık ki her şey "mailbox" ve "facebook event system" üzerinden yürüyor,dolayısıyla ben bir buluşma olduğunu bile ya bir iki gün sonra,ya da buluşmaya 10- saat kala öğrenebiliyorum.Bir de tabii sitemkar tavırlar var,mail attık görmedin mi bilmem ne..

(Bu kısmı lütfen Bay J ses tonu ve vurgusuyla okuyun...)
Ah,Tanrı aşkına nete bile giremiyorum!!Haberim bile olmayan lanet organizasyonunuzda nasıl orda olabilirdim ki?

Aynı şey benim hayatımın 23 saatini bilgisayar başında 22 saat 30 dakikamı mailboxımı kontrol ederek geçirdiğimi sanan hocalar için de geçerli.Misal:
"-Ben mail atmıştım bu konuyla ilgili dün.Sunuları printletip getirmenizi de söylemiştim.
-????? Ama...ama..."
vs. vs. vs.

Gene de günahlarını almıyım,bizim zamanımızda,yani takribi 1 ay öncesinde olsaydım muhtemelen zamnında görürdüm o tarz mailleri =)


Getirileri yok mu,tabii ki var.

Bir ayımın ilk haftası bilimum müşteri hizmetleri hatlarının telefonlarını çaldırmakla ve orda çalışan kişilerle muhabbet etmekle geçti.Gene de tebrik ediyorum ne superonline ne de ttnette aynı kişiye bi kere daha rastlayamadım...Bir sürü kişi çalıştırıyor olmalılar.
Geçen sene Nokia ile problemim olduğunda günde 17634293 kere ararken favori call center çalışanım bile vardı.Ceren Hanım,olur da denk gelirseniz selam =)
Artık bir sürü call center elemanı tanıyorum.Bir anlamda sosyalleşme =)

İkinci haftadan itibaren kendimi TV'ye adadım.Sonuçta ev hanımları internet kullanmaktan çok abuk subuk programlar izliyor,dolayısıyla "aptal küçük kutu" eğlendiriyor olmalı

.Konuyla ilgili bir kaç yorumum hemen geliyor:
*Müge Anlı diye eskiden magazin programları yapan bi kadın var tam kahvaltı saatimde cinayet çözüyor çok acayip.Gerçi benim boğazıma diziliyor kahvaltı ederken onu izlemek o yüzden bakamadım pek ama bence yakında öldürürler onu.
*Rüyalarınız Hayrolsun diye bi program var,Okan Bayülgen'den bilirsiniz belki.O daha da acayip.Bi kere görmeniz lazım.
*Ayşenur Yazıcı'nın(ana haber bülteni sunuculuğundan nereye..) bi programı var digiturk kanallarının birinde,"çocuk geçen böceğe yan yan bakıyeeedi." desem belki hatırlarsınız.Hah,o program aslında o kdr eğlenceli değilmiş.Bayık.
*Haydar Dümen programı aradım her yerlerde ama bulamadım =)
*Gene de en çekilebilir olanı Show Plustaki bilimum Ellen deGeneres(doğru mu yazdım?) Show,Oprah,Late Night with bıdı bıdı.. ve bilimum "The Bachelor","Make me a Supermodel" tarzı showlar.En çok beğendiklerim ise "Queer Eye for The Straight Guy" ve "True Beauty".
*Bir ara filmlere de sarayım dedim ama DVDlere para yetiştiremediğim ve internet olmadığından dolayı korsan korsan indirmediğim için kaldı o =)Yine de güzel bir kaç film izledim.
*Dizilere sarmadık mı,sardık tabii.Aşk-ı Memnu ve Hanımın Çiftliği konusunda bilimum fikir teattilerine rahatlıkla girebilirim.Artık herbişeyi biliyorum çünkü o saatlerde yapacak başka bir şeyim yok =)
*Yabancı dizilerden ise, Desperate Housewives,The Tudors ve Cold Case'i baya izliyorum.Saatlerini ezbere bilmesem de,cnbc-e'de sürekli denk geldiğim diziler.
*Friends'in ve Sex and The City'nin tüm sezonlarının ise harici hard diskimde bulunduğunu dün akşam hatırladım/keşfettim.Onlara daldım.Biter heralde yakında onlar da.Friends gibi bir arkadaş grubumum olması için çok acayip şeyler yapabilirim.Çok özeniyorum.

Son 2 haftadır ise deliler gibi kitap okuyorum.2 hafta,5 kitap.Kısalardan sıkılıp kendini kitap sanan tuğlalara sardırmış durumdayım.Şu anda Gregory David Roberts'in Shantaram isimli romanını okumaktayım.Belki bir alıntı yazarım buraya da.
Ondan önce Şeytan'ın İncili isimli bir gerilim romanı okuyordum.Tam Dan Brown tadında,öneririm.Özellikle bilimum toplu taşıma araçlarında kapağındaki kocaman "Şeytanın İncili" yazısını göstere göstere okuyup arada etrafa garip bakışlar atarsanız yolculuğunuz hiç sıkışık geçmiyor.He he he he =)

Söylemeden geçemeyeceğim,son bir ayda 28276934 tane dergi aldım.Vogue Türkiye'yi de koşarak gittim aldım tabii.Hayal kırıklığına uğramadığım gibi ilk günden bitirmediğim tarihimdeki ilk dergi galiba o.
Gerçekten çok sevdim.Bu kısımda annemden bir alıntı yapmak istiyorum
Quote:

"Ya bunlar çok güzeel.Hepsini istiyorum! Hepsini!Resmen insanı tüm parasını harcamaya davet ediyorlar.
-Ahenk'in Annesi
(Ortalama bir anne sözü değil,biliyorum.Annem de tüm anneler gibi değil zaten =) Şimdi neden böyle bi garip bi insan olduğumu anlamışsınızdır.Annem ve babam,hatta tüm ailem,biraz ilginç insanlardır.Yine de babanemle tanışana kadar bekleyin bence. )


Geldik sonuca,
Kitap ve film önerilerine açığım.Bestsellerları ve kişisel gelişim kitaplarını severim.
Filmlerden ise bilimum chick flickler ve komediler tercihimdir.Müzikallerin uyarlamaları da olur.
ve internetsiz kaldığım bu dönem içinde en çok blogumu özledim.
=)


01 Mart 2010

Böyle Moda Olmaz Olsun

Modayı severim, Fashion TV ye denk geldiğimde kızların ne kadar ince olduğuna ve asla öyle olamayacağıma değil kıyafetlere bakarım,bloglardan yeni tarzları takip ederim,Alexander McQueen'in(Allah rahmet eylesin) bir moda dahisi olduğuna inanırdım,bazı klasik parçalara taparım(misal Louboutin'in kırmızı tabanları).
İnsanların "Moda işte ehöh.." diye abuk subuk şeyler giymesine de bir raddeye kadar kendini ifade etmek,değişik kombinler yaratmak,hatta "kültür vasıtasıyla ulaşmak ve çeşitliliği kutlamak" diyerek katlanırım,desteklerim.
Yer yer ben de mütevazi ve manyağı bol İzmir'imde saçmalıkla güzel kombini ayıran çizgiyi bol bol esnete esnete bir şeyler giyer çıkarım.

Dolayısıyla ben giyim konusunda fazlaca ilgili,fazlaca hoşgörülü bir insanım.
(Koca poposuna bakmadan tayt giyenler,taytın üzerinden selülitleri filan belli olanlar,sağından solundan yağlarını pörtlete pörtlete cart renklerde sıkı,abuk sabuk şeyler giyenler hariç tabii...Çeşitliliği kutlamak bir yere kadar)

Ama soruyorum size
"Bu...Bu nedir bu?"
O amcanın kafasındaki şey...Şey diil mi o şey?
Ben mi fesadım yoksa?

Not:Bu foto postmodernism temalı bir fashion showa katılan kişilerden 2sinin fotoğrafıdır tarafımdan bir moda bloggerının blogundan alınmıştır ve bence "postmodern fashion" diye geçinen herkes bu şekildeyse eğer,post modernizm'in b.ku çıkmış durumdadır afedersiniz.

28 Şubat 2010

Ve Tanrı Erkeği Yarattı...



"Mehmet Günsur’lardan daha çok olsun bu ülkede... Amin!"
(Aslen Ayşe Arman'ın lafı ama katılmamak pek elde değil.)


Bugün kahvaltımı yaparken gazetede gördüm bu güzel röportajı.Ayşe Arman gitmiş Mehmet Günsur'la röportaj yapmış.Okuduğum kadarıyla Mehmet Bey(ya da kendi deyimiyle Memo) baya "dolu" diye tabir ettiğimiz insanlardan.Zeki,başarılı,fikirleri akılcı.

Bana sorarsanız Johnny Depp'ten bile daha seksi.
(Evet bu benden gelebilecek büyük bir iltifattır.)

"Yakışıklı değil ama sempatik" ile "Yakışıklı ama soğuk nevale" erkeklerini kıskançlıktan çatlatacak kadar yakışıklı,çekici,sevimli,zeki,seksi,sıcak ve her ne kadar güzel iltifat varsa ondan işte.

Hatta röportajın fotoğraflarını gazeteyi bilimum kahvaltılıkların üzerinden haşır huşur açarak babama bile gösterdim.
Babam bile "Evet yakışıklı çocukmuş.İtalyanlara benziyor."dedi.
Ki, bu bir erkekle ilgili olarak babamdan alınabilecek en büyük iltifatlardandır.

Üstelik oyunculuğu da iyi.Üstelik bir de türk.
Maşallah.
*insert nazar boncuğu here*

Tanrı erkeği yaratmış,üstelik Türkiye sınırları içerisinde.Sonra da gitmiş bir İtalyan'a yar etmiş.
Türk kızları pek farkına varamamış bu cevherin sanırım.Röportajda söylediği kadarıyla karısına deli gibi aşık,hatta Ayşe Arman'ın "Ona tamamen kendinizi teslim olmuş gibi mi hissediyorsunuz?" sorusuna "Hayır,hayır! Biz sarılmışız,onunla birlikte uçuyoruz.Hissettiğim bu..." diyebilecek kadar şairane ve romantik bir kişilik.

Hatta içimdeki romantik kız röportajı okurken "Adam gerçek olamayacak kadar mükemmel yahu!!" diyor.Ama onu susturuyorum.Çünkü Memo gerçekten de Disney filmlerindeki prensler gibi.

Ama kendisinin "Sahipli" olmasının yanı sıra bir de iki çocuğu var.
(Fotograftan hiç öyle göstermiyor di mi?)
Bu gerçekle ilgili olarak ilgili kendime hakim olamayıp
"vay anam vay neler dönmüş serhat ya" diyorum ve salyalarımı silip ortamdan uzaklaşıyorum.

Ayşe Arman'a katılıyorum bir de,
"Mehmet Günsur'lerden daha çok olsun bu ülkede...Amin!"
(En azından görsel zevkimiz için =) )